12 Şubat 2016 Cuma
Eklenecek

   Arı, yaşayan bütün canlıların yaptığı gibi ömrü boyunca yer, içer, gezer ve hayatını devam ettirmek için ürer. Bütün bu yaşam faaliyetleri içinde ilişkide olduğu bitkilerle bir alışveriş içerisinde bulunur. Bütün arılar, çiçeklerden beslenirken onların erkek döllerini yine onların dişiciği üzerine aktararak bitkilerin döllenmesini  yani onların neslini sürdürmesini sağlamaktadır. Genel olarak arılar bu döllemeyi tesadüfi yaparken apis mellifera’lar yani bal arıları, bir uçuşta bir çeşit çiçeği tercih ettiklerinden dölleme oranları yüzde doksanlara yükselmekte ve böylelikle döllenen bitkilerin meyveleri gerek şekil, gerek renk, gerek miktar bakımından ideal ölçülerde olmaktadır. Apis mellifera’ların doğaya bu katkısı yanı sıra bizlere de kendi ürünleri olan polen, propolis, arı zehiri, mum, oğul, larva (bazen mutfakta protein kaynağı, bazen sağlık sektöründe değerlendirilmek suretiyle) ve dünyada gittikçe önem kazanan çok önemli bir konu olarak api terapi (arı ile hastalık yada sıkıntı sağaltımı) ile katkı sağlamaktadır.

Arı türleri iklimine uyum sağladığı yere göre ad alırlar. Bu yaşam tarzı onların vücut  yapısı, vücut rengi ve arı ürünleri verimi konusunda değişiklik göstermesine neden olmaktadır.

Arılar,

1-Apis mellifera, Bal arısı

2-Apis dorsata , Dev arı

3-Apis indica ,  Hint arısı

4-Apis flora ,  Cüce arı   olmak üzere 4 ana gruba ayrılır

Bu dört tür arı içinde dünyada en yaygın olanı  Apis mellifera’dır ve bu tür kendi içerisinde birçok ırklara ayrılmaktadır. 

1-Kafkas arısı

2-Yugoslav arısı(Karniyol)

3-İtalyan arısı

4-Kıbrıs arısı

5-Anadolu arısı bu ırklardandır.

Dünyada yaklaşık 65 milyon koloni ile 1,5 milyon ton civarında bal üretilmektedir. Türkiyede ise yaklaşık 5 milyon koloni ile 60 000 ton bal üretilmektedir. Dünya koloni ortalaması 23 kg iken Türkiye ortalaması 12 kg düzeyinde kalmaktadır. Bu sayı arı varlığı bakımından  ikinci sırada iken bal üretimi bakımından dördüncü sırada yer alan ülkemizde arıcılık çalışmalarımıza daha çok önem verilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Türkiye arılı kovan varlığı, yıllık bal ve balmumu üretimi ve arıcılık için son derece uygun iklim ve bitki örtüsü koşullarıyla dünya arıcılığında önemli bir konuma sahiptir.

İnsan yaşamına bu kadar katkısı olan arılarla uğraşmak ülkemize büyük katkı sağlayacaktır.

Bu ve ilerleyen sayılarımızda arı ürünleri, yararları ve arıcılık bakım çalışmaları konuları işlenmesi hedeflenmektedir.

BAL

Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’ne göre bal, bitki nektarlarının, bitkilerin canlı kısımlarının salgılarının veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin salgılarının bal arısı tarafından toplandıktan sonra kendine özgü maddelerle birleştirerek değişikliğe uğrattığı, su içeriğini düşürdüğü ve petekte depolayarak olgunlaştırdığı doğal ürünü, bal çeşitleri ise,

a)Kaynağına göre;

 

1) Çiçek balı: Bitki nektarından elde edilen balı,

2) Salgı balı: Bitkilerin canlı kısımlarının salgılarından veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin -Hemiptera- salgılarından elde edilen balı,

 

b) Üretim ve/veya pazara sunuluş şekline göre;

 

1) Petekli bal: Kuluçka amaçlı kullanılmamış olan saf balmumundan hazırlanmış temel peteklerin veya arılar tarafından yapılmış peteklerin gözlerinde depolanmış ve tamamı veya büyük bölümü sırlanmış olarak satışa sunulan balı,

2) Süzme bal: Sırları alınan yavrusuz peteklerden santrifüj yolu ile elde edilen balı,

3) Petekli süzme bal: Süzme bal içerisinde petekli bal parçaları ile hazırlanmış balı,

4) Sızma bal: Sırları alınmış yavrusuz peteklerden sızdırılarak elde edilen balı,

5) Pres balı: Yavrusuz peteklerin doğrudan veya 45°C’yi aşmamak üzere ısıtılarak preslenmesi ile elde edilen balı,

6) Filtre edilmiş bal: Yabancı organik veya inorganik maddelerin filtrasyon yolu ile uzaklaştırılması sırasında polen içeriği önemli ölçüde azalmış balı,

ifade eder.

 

Bal içinde nem en çok %20

Saakkaroz %5

Fruktoz/Glikoz 1-1,5 arası

Serbest asitlik en çok 50 meq/kg

Diastaz enzimi en çok 8

HMF en çok 40 mg /kg

Prolin miktarı en az 300 mg/kg olmalıdır.

 

Bu teknik tanımların, rakamların buraya aktarılmasında güdülen amaç şudur ki: Türk Standartlarında bal içindeki değerler, laboratuvar analizi sonucunda, bunlardan farklı çıkarsa hileli bal olarak adlandırılır.

Yoksa insanlar üzerinde bulunan yanlış inanış gibi, çok şeker yedirdi hileli baldır ya da kibrit çöpü ile yakılırsa şöyle olmalıdır ya da su içine damlatılırsa şöyle olur türünden değerlendirmelerin doğruluğu bulunmamaktadır.

Kolonilere ilkbahar bakımı sırasında şerbet verilmesi zorunludur; çünkü verilecek her gram şerbet ilkbaharda gelen polenle birlikte yeni çıkacak yavru arıların beslenmesinde kullanılacaktır eğer kovana şerbet verilmez ise ana arı bal gelmiyor diyerek yumurta atmayı bırakacak dolayısıyla koloni güçten düşecektir. Şerbet (şurup) verilmesi olayı yoğun nektar akım dönemine kadar sürmelidir bu dönemden sonra verilecek her gram şerbet bal içinde belirlenen %5 sakkaroz değerini aşacağından hileli bal sınıfına girecektir.

-Balda görülen kristalizasyon ya da halk deyimiyle şekerleme hileli bal anlamında değil bal içerisindeki glikoz/fruktoz oranından ileri gelmektedir. Bal tebliğinde de görüldüğü üzere glikoz ve früktoz balın içindeki asil elementlerdendir. Eğer früktoz şekeri fazlaysa (donma, şekerleme) kristalizasyon gecikmekte bu da balın kalitesini düşürmektedir.

-Çam balında meyve şekerleri bulunmadığından kristalizasyon görülmemektedir.

-Bal içindeki besin elementlerinin kaybını istemiyorsak balı ısıtmadan kristal haliyle tüketmeliyiz, damak zevkimize uymuyorsa ılık suda cam kaplarda çözüp (eritip) tüketmeliyiz. Direk ateşte ısıtılan bal bal özelliğini yitirir, kanserojen bir nesneye dönüşür.

-Alacağımız her balın tanıdık birilerinden ya da kontrolü yapılmış yerlerden alınması en doğru olandır.

Aldığınız her balın sağlıklı olması ve afiyetle yenmesi dileği ile..

 

APİTERAPİ

   Arı, gerek verdiği ürünlerle ve gerekse uğraşanlarının iç dünyasında yaşattığı rahatlamayla iyi bir terapisttir. Dünyada kimi ruh hekimleri, ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde arıdan yararlanmaktadır. Arıcılık yapan insanlar, arının kovan içi hareketlerini izleyerek, uçuşlarını gözlemleyerek büyük bir rahatlama sağlamakta ve ruhsal doygunluk hissetmektedirler.

   Örneğin, kovan kapağı açıldığında genç ana arı adayının çiftleşme uçuşu için yaptığı hazırlıklar, çiftleşme uçuşu öncesi kaşlarını diliyle yalayıp tımar etmesi, gökyüzünde hareketler çizerek, feromonlar salgılayarak uçması; kovan içine döndüğünde yumurtlaması, yumurtlamadan önce gömeçlerin dezenfekte edilip edilmediğini kontrol etmesi ana arının seyirlik davranışlarıdır. Koloniyi oluşturan bireylerden en genç olanların yeni çıkmakta olan yavrulara süt vermeleri, biraz daha yaşlı olanların dışardan gelen arıların bal polen yüklerinin boşaltılmasına yardımcı olmaları, gelen bal polenin olgunlaştırılması, suyunun uçurulması için elbirliği ile kanat çırpmaları, polenin bozulmaması için kafa darbeleri ile gömeçlere sıkıştırılması, gelen yabancı arılara karşı birlikte mücadele edişleri, kovan uçuş deliği önünde duyargalarla birbirini tanıma hareketleri, yabancı arının içeri girmesi karşısında tepkileri, keşif uçuşuna giden tarlacı arıların besin kaynağı yerini tarif ederken yaptıkları arı dansları, kovana boş dönen işçi arıları içeri almayışları, kovan önündeki yabancılara tavırları, kovan içinde ölen yada arılarca öldürülen ancak dışarı atamadıkları büyük cisimleri mumyalamaları, eşek arısı gibi arıların saldırıları karşısında bir grup arıyla o arının etrafında uçarak ısı enerjisi yaymaları ve arada kalan arıyı yakmaları, yoğun nektar akımı döneminde şarkı söylemeleri, gece boyunca durmadan çalışarak balı olgunlaştırırken çıkardıkları  sesler arıcı yada izleyeni kendi ruh dünyasından alıp arı dünyasına çekmesiyle büyük bir ruhsal boşalma yaşatmaktadır.

  Bunlardan başka, arılar, verdikleri ürünlerden balın antiseptik özelliği, polenin vitamin, mineral, amino asit zenginliği ile temel besin oluşu, arı zehirinin ve arı sütünün hastalıklara karşı destek tedavisinde kullanılması api terapinin önemini ortaya koymaktadır. Günümüzde böyle bir tedaviyi dünya bilim insanları, gittikçe yaygınlaşan bir düzeyde kullanmaktadır.

Yaygınlaşmış bir api terapi ve sağlıklı mutlu günler yaşama dileği ile..

PROPOLİS

  Arı çimentosu, Pireboli, Pireboku gibi adlarla da bilinen bu madde işçi arılar tarafından toplanır. (Bal, polen, propolis, su gibi besin madde taşıma; kovan içi temizlik, kovandaki yabancı cisimlerin mumyalanması, yavru arıların bakımı, kovan korunması, keşif uçuşu gibi tüm hizmetleri işçi arılar yapar, ana arılar kovan içinden çıkmaz, erkek arılar ise yiyecek taşımak bir yana suyu bile kovandan içerler)

  İşçi arılar, propolisi bitkilerin filizleri, tomurcukları, kabuk ve kabuk altı salgılarından, bazen asfalt yağları, bazen taşlardaki yosunlardan, reçinelerden, kozalaklardan farklı zaman ve farklı miktarlarda toplayıp, karıştırıp ağızlarındaki enzimlerle işleme tabi tutarak kovana taşıdıkları bir besin öğesidir.

  Genel tanımı ile aslında doğadaki en güçlü koruyucu, kapatıcı, temizleyici ve en güçlü antibiyotik maddedir.

  Ana arı, kovan içinde salgıladığı farklı feromonlarla arılara yumurta atacağı gözeneklerin dezenfeksiyonu talimatını verir. Bu dezenefeksiyon işlemi propolisle yapılmaktadır. Ana arı propolisle temizlenmeyen göze yumurta bırakmamaktadır.

  Bu değerli besin elementi uzun yıllar zehirlidir, asfalttan, reçineden toplanmıştır; yenmez, muma karıştırılmaz ancak alkolle çözündürülerek kovan boyası olarak kullanılır denerek insan tüketiminde kullanılamamıştır. Halk arasında lokman hekim ilacı olarak kullanılsa da ancak son yıllarda bilimsel çalışmalara konu olmuş, bugün zararlı bakterileri yok ettiği, yararlı mikroorganizmaya zarar vermediği, virüsün çalışma ortamını yok ederek mantarlara karşı güçlü bir savunma silahı olduğu kanıtlanmıştır. Bu üstün meziyetli besin maddesini besin listemizin başköşesine oturtmalı, çocuklarımızın beslenmesinde ön sıraya yerleştirmelidir.

  Çünkü; propolis bilimsel çalışmalarda vücudun savunma sistemini desteklediği, çağımızın vebası olarak adlanan kansere karşı vücudu koruduğu, boğaz yarası ve iltihaplanmalarına karşı etkili olduğu, ciltteki mantari rahatsızlıklara, pişiklere tedavi odaklı destek olduğu, sivilce ve uçuklara karşı haricen kullanıldığında çok başarılı sonuçlar verdiği, diş eti hastalıklarına karşı etkili olduğu, mide ülserine, ağızdaki aftlara iyi geldiği, hiper tansiyon ve damar sertliğine iyi geldiği bilimsel yayınlarla oraya konmuştur.

  Günlük hayatımızda saç yıkarken kullanırsak kepeğe karşı, diş fırçalarken kullanırsak diş çürüklerine karşı, yutulduğunda kan yoluyla dolaşım ve sindirim sistemimize, solunum sistemimize destek olduğu kanıtlanmıştır.

  Bu kadar yararlı besin maddesinin bu sayılan yararları sağlaması için  uygun koşullarda elde edilmesi gerekmektedir.  Arı zararlılarına karşı kullanılan ilacın, kovan kontrolünde yakılan dumanın çok kullanıldığı kovanlardan ayrıca kovan giriş deliğinden ve çerçeve kenarından alınan  propolislerden tüketim yerine üstte de belirtildiği üzere boya maddesi olarak kullanmak daha doğru bir davranış olacaktır.

  Propolis sağlıklı ortamda elde edildikten sonra toz haline getirilerek, alkolde belli oranlarda çözündürülerek yada kapsül şeklinde kullanılabilir. Ya da bizim arıcılarımızın kullandığı gibi leblebi büyüklüğünde yuvarlayıp yutarak ta kullanılabilir. Yapışkan ve geç eriyen bir madde olduğu için ağızda bekletmemeli hemen yutulmalıdır.

  Başta Japonya gibi uzak doğu ülkeleri olan bu yerlerin hem kendi insanlarının yaşamına sağlık katmak, hem ülke ekonomisine katma değer katmak için yaptıkları gibi, doğada bol bulunan, toplamadığımızda heba olan, masrafsız, bitki bünyesinde arıların toplamasına amade bu değerli besin maddesini elde ederek hem kendi sağlığımıza hem güçlü bir nesil yetiştirmemize, aile ekonomimize, ve toplamda ülke ekonomisine büyük katkı yapmış olacağız.

   Verimli geçecek yıllar arıcılarımızın olsun.

 

Nizamettin ÖZIŞIK

Ziraat Yüksek Mühendisi

YORUMLAR

Yorum Yap